İstanbul; Gençliğimin süslendiği rüya şehir.. Yıllar sonra bir daha gideyim dedim şu koca şehre.. Keşke gitmez olaydım.. Yem yeşil meralar gökdelen.. Semtler ise AVM panayırı olmuş.. Boğaz ise eskisi gibi..
İstanbul; Gençliğimin süslendiği rüya şehir..
Yıllar sonra bir daha gideyim dedim şu koca şehre.. Keşke gitmez olaydım..
Yem yeşil meralar gökdelen.. Semtler ise AVM panayırı olmuş..
Boğaz ise eskisi gibi kimseye gülmüyor.. Vapurların sirenleri bozulmuş ötmüyor..
Ötse de boğuk ve sevimsiz… Seyredene neşe vermekten uzak yalın ve soğuk..
Cadde ve sokaklarında.. Binlerce on binlerce insan seli..
Bir oraya bir buraya koşuşturdukça koşuşturuyorlar..
Yaşlılar elinde baston banklarda…. Saçları darmadağınık..
Boş gözlerle ufukta kendi geçmişlerini arar gibiler..
Ne büyümüş.. Ne de serpilmiş bu rüya şehir denilen yer..
Zengin fakir sanki bir birine karışmış.. Alacalı bulacalı çok değişik telaşın ortasındalar..
Kimse kimseyi ne tanıyor ne de biliyor..!
Hızla yanımdan gelip geçenlerin yüzlerine baktıkça buradan korkar oldum..
Gözleri imdat çığlığı atar gibi.. Dudakları sonsuz yakarma eyleminde..
Sıkça alıp verdikleri nefesler.. Koşan ayaklara mecal verme mücadelesinde..
Durun ya mübarekler durun dedikçe.. Onlar durmadan koşuyor..
Kimi vapura.. Kimi Metroya.. Kimi dolmuşlara.. Kimi de hayata doğru bilinçsizce koşturuyor..
Metro denilen şeyi ne merak ederdim; İnsanların birbirleri üstüne istif olduğu sardalye turşusu..
Minibüsler ise lunaparklarda karşılıklı gidip gelen çarpışan taksiler gibi..
Yorgunluğun son demleri eve ulaşabilme hırsı..
Ev hayatına ulaşıldığında kurtuluş yerine yeni bir azap başlıyor..
Saç baş yolarcasına yeni baştan ev düzeni.. Çamaşır yemek ders..
Sonunda yeni bir güne başlangıç sayılan uyku.. Hadi gel uyu uyabilirsen..
Sabah hayatın yeni başlangıcı dünün aynı senaryosu …
Cuma akşamına kadar düşüncelerle dolu gidiş gelişler hep hıçkırık içinde eziyet..
Ey güzel İstanbul; Sana ne oldu da sen böyle oldun..!
Dün ne güzel hayallerimin süsüydün.. Şimdi uykusunda kâbus görmüş şekilde uyanan gibiyim..
Ben mi yaşlandım.. Yoksa erkenden sen mi yaşlandın onu anlayamadım..
Bugün Kadıköy’den Haydarpaşa’ya bakıyorum.. Gözlüğümde sis.. Saçlarımda ürpertiyle..
Haydarpaşa karşımda neden öyle donuk duruyorsun.. Diye içimden bağırıyorum..!
Ah ki ne ah.. Bir zamanlar… Uzak bir bankta otururken.. Sana bakmaya hiç doyamazdım..
Şimdi yine uzak bir koltukta senle göz gözeyiz.. Ama kendin ile yalınız başına kalmışsın..
Seni … Uzaklardan benim gibi seyreden kalmamış.. Kalan var ise benim gibi şaşkın bakışlı..
Kadıköy rıhtımında bulunan çöpçüler seni süpürmüş.. Bir yerlere götürmüş..
Allahtan çiçekçilerin tatlı bağırışları… Bugün çığırtkanlıklarıyla kulak tırmalıyor..
Martılar; Vapurların arkasından uçarken insanlara nasıl da bağırırdı.. Bağırmaz olmuşlar…
Karabataklar deniz dibinden istavritleri yukarı çıkartırdı.. Çıkartmaz olmuşlar..
Fenerbahçe’de dere ağzı denilen meşhur sosyetik köşe; İnsanın midesini alt üst ediyor..
Kokunun pis keskinliği… Meşhur dere ağzını salladıkça sallıyor..
Bu sen Fenerbahçe şampiyon olmadı ama, taraftarı her an yaşadığı bu pis kokuyu sanki miski amber kokusu sanıyor..
Yıllar yılı; Bu derenin neden ıslah olmadığını anlamış değilim..
Elli sene sonrasında yaşadığım aynılık can sıkıcı.. Çileden çıkartıcı..
AVM denilen sosyal yaşam insanları uyuşturmuş.. Gidilecek tek yer AVM…
Ey İstanbul bağ bahçelerin nerede..? Yeşil alanlarına ne oldu..?
Ağaçların içinde şakırdayan kuş seslerini.. Karakargaların kart seslerine dönüştürmüşsün….
Her yer beton.. Her yer AVM.. Her yer kapkara yol.. Her yer insan seli kaynıyor…
Durdum bir yerde.. Baktım evlerin birine.. Sordum bu evin fiyatı ne diye.?
Dediler bu evin köşesinden deniz gözüküyor.. Fiyatı milyon dolar..
Baktım deniz görünen denilen yere.. Yaklaşık kırık kilometre öte köşede kalmış minnacık bir deniz..
Vay güzel İstanbul bu sen misin?. Yoksa Ben asırlar sonrasında mı buraya geldim..!
İstanbul’da unutmadığım bir anım aklıma geldi…1968 yılıydı galiba..
Sultan Ahmet Camisinin bir köşesinde… “Paralı Askerler” isimli filmin çekimleri yapılıyordu..
Ben bir köşede ağzım açık onları seyrediyordum.. Hayatımda ilklerin birini yaşıyordum..
Atlar üstünde..
Değişik kostümleriyle rol yapan artistler ve onlara yön veren kişiler etrafta doluşmuştu..
Fikret Hakan’da burada diye söylenilirken.. Tanımadığım biri elimden tuttu bir kişinin yanına getirdi..
Çocuktum.. Şalvar gibi bir şeyler giydirdiler.. İngilizce konuşanların yanında Türkçe konuşanlarda vardı..
Bana yapacağım rol ile ilgili bilgiler verdiler.. Bu yaklaşık dört saati aldı..
Elime bir şeyler verdiler.. İlerde bulunan at üstünde bulunan kişiye onu verecektim…
Arkamda çok değişik insanlar vardı.. Işıkçısı senaristi velhasıl her milletin insanları oradaydı..
İlk defa bilmeden bir rol almıştım.. İş bitince elime on TL verdiler.. Kendimi bir müddet artist sandım..
Çocukluk işte..
Sultan Ahmet’ten Eminönü’ne ne çabuk gelmiştim.. Sevinçten havalara uçuyordum..
Şimdi aynı çabuklukla aynı yöre geleceğimi hiç sanmıyorum..
İstanbul;
Hafızalarımda kalanıyla beni mutlu ediyor.. Yeni kuşaklar birbirine ileride ne anlatır bilmem..
Ben bu akşam on sekiz uçağıyla Memleketim İskenderun’a döneceğim..
İstanbul kafamda eskisi gibi kalsın..